Krematoryum AVM


Şehrin gökyüzündeki yıldızları görmemizi engelleyen ışıklarından iyice uzaklaşmıştık. GPS bizi yine olmayan bir yere doğru götürüyordu. Saat desen almış başını gitmişti, sabah ezanları okunacaktı ama hava hala son derece sıcak ve nemliydi. Klima ne kadar iyi çalışsa da arka koltuktaki ceset kokmaya başlamıştı ve anlaşılan oydu ki; biz artık komşumun ruhunu barındırmayan vücudunu o gece yakamayacaktık.


Her şey bir akşam vakti yoğurt istemek için kapımı çalmasıyla başladı. Daha öncesinde selamlaşmak dışında sohbetimiz olmamıştı. Ona evdeki son yoğurdu cips sosu yapmak için kullandığımı söyledim. Zaten onun için almıştım ve tamamını sosta kullanmıştım. Ama beni sürekli yoğurt alan biri olarak bilsin istedim. Benden istediği cevabı alamayınca yüzü düştü. Bu kadar üzüleceğini düşünmemiştim. Ne için istediğini sordum, o da cips sosu yapmak istiyormuş. Hala birilerinin bu kültürü devam ettiriyor olması beni mutlu etti ve sadece selamlaştığım komşuma birden kanım ısındı. Onu evime davet ettim. 


Atıştırmalıkla sadece ana akım filmleri izlerim. O akşam da canım cips çekince film de izleyeyim diye karar aldım. En ana akım filmi seçtim, Avatar’ı. Komşum izlememiş. “İyi,” dedi “iyi denk geldi, madem öyle içkiler de benden olsun”. Bir koşu evden iki şişe şarap alıp geldi. Ben bira getirir diye düşünmüştüm. Sadece evde tek başıma psikedelik rock dinlerken şarap içerim. Kadınlarla aram iyi olmadığı için hiç romantik buluşmam olmadı. Şarap da bana sadece romantizmi ve yalnızlığı anımsatıyor. “Bu adam,” dedim içimden “nasıl bir ilişkimiz olsun istiyor.” Belki evinde sadece şarap vardır. Tamam da neden iki şişe. Bütün önyargılarımı bir kenara bıraktım ve cipsleri tabaklayıp, şarapları kadehleyip filmi açtım. 


Ben keyifle, o da hüzünle filmi izledik. Gözleri yaşarmıştı. Neden olduğunu anlamadım ama çok da üstüne gitmedim. Benim de her Arabalar izleyişimde gözlerim yaşarır. Birden konuşmaya başladı: “Olur da” dedi “olur da senden önce ölürsem, beni krematoryumda yak.” Ana karakterin yakıldığı sahneden etkilenmiş. “Neden,” dedim içimden, “neden ben yapıyorum lan bu işi.” Daha bu ilk oturmamız. Ama sesli bir şekilde hayır da diyemedim. Sarhoştum zaten, ondan önce ölürüm herhalde, diye düşünüp: “Yakmayan en adi orospu evladı,” deyiverdim. Hayır ben küfür de etmemeye gayret eden bir insanım, neden oldu bu anlamadım. Adama da büyük bir söz vermiş bulundum. Yeniden doğmak istiyormuş. Dedim: “Bak filmde bilinci falan aktarıyorlar, ben onu yapamam.” Sorun olmayacağını söyledi. Sadece yakmam yeterli olurmuş. Sonrasında sımsıkı sarıldık. Onu gözleri yaşlı evine uğurladım. İşin garibi ben de bi ağlamaklı oldum. 


Film izleyişimizden sonra onu hiç göremeyince meraklandım. Aramızda bir şeyler olduğunu düşünmüştüm. Hiç kapımı çalmamıştı. Gerçi ben de onu hiç yoklamamıştım. Gittim ve kapısını çaldım. Açan olmadı ama içeriden televizyon sesi geliyordu. Beni duymamış olma ihtimali yoktu. Ya bana trip atıyordu sebebini bilmediğim bir şekilde ya da başına bir şey gelmişti. Bana kötü olmasını gerektirecek bir şey yapmadığımdan emin olduğum için zorlayarak kapısını açtım. Korktuğum başıma geldi. Bana trip atmıyordu. Kapıyı açmamıştı çünkü ölmüştü. 


Sanki bu anı bekliyormuşum gibi çok normal karşıladım. Gittim ve nabzını yokladım. Atmıyordu. Üzerinde bir not vardı. “Senin bulacağını biliyordum komşum. Bana verdiğin sözü yerine getir ve beni yak. Merak etme, kimse beni aramaya gelmeyecek çünkü ben herkes nezdinde zaten ölüyüm. Bir mezarım bile var. Kendine iyi bak.” Bu notu pek normal karşılayamadım. Hangi duyguyu yaşamam gerektiğini şaşırdım. Herkes tarafından ölü olarak bilinen bir adamla mı film izlemiştim? Yoksa buluşmamızdan sonra mı kendi mezarını ayarlamıştı? Hala yoğurtlu cips sosu yapan insanların hepsi böyle manyak mıydı yoksa? Ben de mi manyaktım? Kafamda binlerce soru işareti vardı ama ne yapmam gerektiğinden emindim; bu adama verdiğim sözü yerine getirecektim. 


Önce umutsuzca internet üzerinden krematoryum aramaya başladım. Pek tabii bulamadım. Ülkemizde çeşitli kültürlerden insanlar yaşamasına rağmen krematoryum yoktu, yasal değildi. Belki illegal yöntemlerle bu işi halledebilirim diye düşünüp hiç haz etmediğim galerici arkadaşımı aradım. Anlamlandıramadığım bir şekilde o beni seviyordu, telefon çalarken yapacağımız konuşmayı zihnimden geçiremeden açtı. 


Eleman telefonu erken açınca “Mermiler,” dedim “mermiler seksin bu alemde teksin canım kardeşim, nasılsın?” Konuşmanın ilk saniyesinde kendimden nefret etmeye başladım ama yapacak bir şey yoktu, bu işi ancak o çözerdi. “Sesini duydum, daha iyi oldum,” dedi. Hadi lan ordan yavşak, diyemedim tabii. Meseleyi anlattım. Benden müsaade istedi ve telefonu kapattı. Aradan 5 dakika geçmeden bana 6 farklı konum attı. “Bunlara ulaşabildim ama hiçbirinin garantisi yok, yarın deneyeceğiz,” diye mesaj attı. Minnettar olacaktım ama emin olamadım. Bir mekana gidecektik, 6 farklı konum vardı. Zar atıyorduk resmen. 


“Biraderim,” dedi galerici, sedan arabasına beni ve mevtayı aldıktan hemen sonra, “biraderim muhtemelen neden 6 farklı konum attın diye düşünmüşsündür. Bu tür işlerde yakalanmamak için birden fazla konum atıyorlar. Hepsini deneyeceğiz mecbur. İnşallah ilkinde tuttururuz.” Çok mantıklı gelmedi ama sorgulamadım. İşi bir şekilde çözmeye odaklanmıştım, gerisini umursamıyordum.   


İlk 5 konumda gele attık. 6. konuma doğru giderken: “Bazen,” dedi galerici “bazen sonuncu doğru oluyor,” ama ben inancımı kaybetmiştim. Sadece bakmak için gidiyordum. İyice sıkılmış ve gerilmiştim. Görevimi yerine getiremeyecek olmak bütün huzurumu kaçırmıştı. Günün sonunda komşumu çalı çırpıyla tutuşturmak istemiyordum. Durumum yeterince kötü değilmiş gibi galerici denyosu saçma sapan sohbet etmeye çalıştı. 2. el piyasası düşmüşmüş, işler kesatmışmış, her gün tutmayan kuponlar yapıyormuşmuş, bir tane atlara fısıldayan adam varmışmış, ondan tüyo alacakmışmış, ulan arabada bir ölüyü taşırken bunları konuşmak istiyor olabilir miyim? 


Sonunda canıma tak etti. “Hiç bunları konuşasım yok dostum, zamanı değil,” dedim. Hiç bozulmadı bile. “Tamam,” dedi “tamam biraderim, ahiretten konuşalım. Ölümlü dünya haklısın. Bugün varız, yarın da bir arabanın arka koltuğunda cesedimiz çürüyor.” Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. “Tut,” dedi şeytan “tut şu direksiyonu şarampole kır.” Ama dinlemedim. Görevi bitirmeden ölmemeye kararlıydım.


6. konum da ocakbaşı çıktı. Canıma tak etti. İçeri girdim, garsona: “Yakınlarda bir krematoryum var mı?” diye sordum. “Vallahi ben bilmiyorum ama isterseniz burada yakabiliriz abi. Zaten et de pişiriyoruz, kimse dumandan şüphelenmez,” dedi. Garsona sımsıkı sarıldım. Bir süre o şekilde kaldık ve sonra hiçbir şey demeden dışarı çıktım. 


Galerici beni arabada bekliyordu. Ona garsonla konuşmamızı anlattım. Birden gözleri parladı. “Biz yakalım biraderim,” dedi. Sence ben bunu düşünmemiş olabilir miyim, demedim tabii. “Olmaz, arkadaş krematoryumda yakılmak istiyor,” dedim. Gözlerindeki ışıltı hiç sönmedi. Aynı şevkle: “Tamam,” dedi “tamam işte ben de onu diyorum. Krematoryum açalım. Biliyorsun girişime ihtiyacım var. Hem anlaşılan memleketin de ihtiyacı var. Eksikleri hiç dert etme. Bendeki bağlantılarla her şeyi hallederiz.” Yasal olmadığını söylemenin bir anlamı olmayacağını düşündüm, bu illegal herif için çenemi yormama değmezdi. Kabul ettim. 


Aradan bir hafta geçmeden beni terk edilmiş bir AVM’ye götürdü. “Buraya yapacağız. Eski Toryum AVM yeni mekanımız olacak,” dedi. İsimden aklına geldi diye düşünüp gülerek: “İsmi de hazır, Krematoryum AVM,” dedim. Şok oldu. “Sen,” dedi “sen ne manyak bir herifsin, bu acayip fikir nereden aklına geldi?” Meğer hiç fark etmemiş bile. AVM’den kimse şüphelenmez, dumanı da yemek bölümündendir kimse umursamaz diye düşünmüş. Yalan yok, çok aklıma yattı. Kabul ettim. 


Herif bağlantılarını kullanarak işleri bitirdi. Otoparkın bir bölümünü krematoryum yaptık. Komşumu da istediği şekilde yaktık. Onun şerefine bedenini yaktığımız gün sinemada Avatar’ı vizyona soktuk. Küllerini de seyircilerin üzerine döktüm, onlarla dünyaya dağılır artık, dedim. Seansa ben de girdim. Filmi izlerken bu kadar ağlayacağım hiç düşünmezdim. Mekânın Pandora olsun komşum. 







 


     





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dans Kulübü

Çay Doldururken Nerede Durmalıyım?

Kurban Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyiz?