Çay Doldururken Nerede Durmalıyım?
Boş zamanlarımı dudak payı kavramını düşünerek geçiriyorum. Boş zaman derken sosyal medyadan arta kalan dakikalardan bahsediyorum. O değerli boşluklarda dudakları düşünüyorum. Çeşitleri zihnimi bulandırmıyor desem yalan söylemiş olurum. Dolgunu var, içten pazarlıklı olanı var, alt ve üstte farklı oranlara sahip olanları var. Yazarken hepsi gözümün önünden geçti. Sadece dudaklardan oluşan bir slayt. Her çay dolduruşumda bu slaytı bir kere oynatırım. Aslında çayı doldurduğum kişinin dudağı aklıma gelse yeterli olmalı ama olmuyor. Önceki dolduruşlarımdaki oranları düşünmek için hepsine ihtiyaç duyuyorum. Derin analizler yapıyorum. Ve yine sonunda aynı derecede çay dolduruyorum. Bütün çalışmalarım boşa. Yine bildiğimi okuyorum. Çünkü tam çayı doldururken “dudak mı, yoksa dudaklar mı” diye bahsetmek gerekiyor, çelişkisiyle boğulurken buluyorum kendimi. Aslında o anda kalsam sorun olmayacak ama kalamıyorum. Konu konuyu açıyor. Kendi çektiğim reelsları izliyorum kafamda ve günün sonunda aynı soruyla boğuşmaya devam ediyorum; çay doldururken nerede durmalıyım?
Daha bardak çeşitlerine, dem oranına gelmedim bile. Onlar tam bir muamma. Değişkenleri artırmak sadece zihinsel sürecin daha da uzamasına sebep oluyor. O uzunluğun problemimi çözmeyeceğine emin olduğumdan ötürü hiç girişmiyorum. Aslında tek istediğim simülasyonumun içinde tadacağım, problemi halletmenin vereceği tatmin. Bir sorunu çözmek istediğim falan yok. Gibi gelsin yeter. Yoksa kim çay doluluk oranı üzerine bu kadar düşünür ki? Gerçi bazıları bu konuya baya takılıyor. Hayatında önemli meseleler olmayan insanlar sanırım böyle küçük detaylarda kaybolmayı seviyor. Ben mesela. Bendeki daha çok öteleme biçimi aslında. Büyük dertlerimin içinde kaybolmamak için kendime yapay dertler yaratıyorum. Bu sayede gelecek kaygısıyla depresyona girmek yerine, uzunca çay bardağına bakıyor ve bardağın bitiş çizgisiyle çayın bitiş çizgisinin arasındaki o küçük yerde yaşıyorum.
Bu konu üzerine böylesine kafa yoran birinin çok da büyük dertleri yokmuş gibi geliyor. Ama var. Bana göre öyle. Mesela kusurlu olduğum bir olay sonrası ne kadar özür dilemem gerekir, bilmiyorum. Fazla özür dilemek göz çıkarmaz düşüncesiyle mümkün mertebe defalarca kez özür diliyorum. Bu özelliğim sebebiyle mi Japon kültürünü seviyorum, yoksa Japon kültürünü sevdiğim için mi bu kadar çok özür diliyorum ondan da çok emin değilim. Sanki anime izlemeden önce de bu işi baya abartılı yapıyordum. Japonların tekelinde olacak değil ya kardeşim. Bunun yanında onurlu bir insan da olsam belki Japon özentisi olduğum düşünülebilirdi. Ama değilim. Mesela ben kötü bir köprü yapsaydım, sadece özür dilerdim.
“Pardon, kusura bakmayın, köprü biraz yamuk oldu ama sıkıntı olmaz bence, yıkılmaz yani. Yıkılırsa harakiri yaparım, söz veriyorum.”
Nasıl çay doldurduğumu ve hayatı çay doldurur gibi yaşadığımı anlatmaya çalıştım. Fark etmişsinizdir. Eğer fark edemediyseniz de benden kaynaklıdır. Öyle olduysa özür dilerim.
Yorumlar
Yorum Gönder