Çoktan Seçmeli

 Çoktan Seçmeli


Artık bilgisayarımın ekranındaki imleci kim yönetiyor emin değilim. Ben kontrol ediyormuşum gibiydi oysa ama şimdi kendi kararlarını alıyor sanki. Anlamsızlaşmış sayılarla dolu tablonun içinde at koşturuyor. Mesainin bitmesine dakikalar kaldı, onun kontrolünü elime almaya çalışmayacağım. Yarın sabah daha güçlü gelip hallederim. Belki de edemem ve o direksiyona geçer. İyi de olabilir aslında. Çünkü ben hiç beceremiyorum. Kararsız olduğuma karar vermem bile 25 yılımı aldı. İmlecim bunu çok daha önce çözdü. Bir şeyi beceremeyeceğimi anlayıp ipleri eline aldı. Beni ele geçirmek için yarını da beklemese keşke. Mesai sonrası çok istememe rağmen eve gidebileceğime emin değilim. İmlecim bunu benim yerime çözebilir. Bütün seçenekleri eler ve beni doğrudan eve götürür.  


A


Ölebilirim. Hiçbir şey için kafa yormama gerek kalmaz. Ama bu pek de benim elimde değil. Elbette kendi ellerimle de yapabilirim ama istemiyorum. Önce yapacağıma karar vermeliyim, sonra da yöntemine. Çok uğraştırıcı. 


B


Sokaklarda kaybolabilirim. Sağa mı yoksa sola mı ikilemi içerisinde boğulabilirim. Her zaman birisi daha ideal oluyor aslında. Seçmek o kadar zor olmamalı. Ama diğerinin getirilerini de merak ediyorum. Bana sunacaklarını düşünmeden edemiyorum. Bir sokağa girdiğimde mesela diğerini hayal ediyorum. Diğerinde dünyanın en güzel kadınını görüyorum. Göz göze geliyoruz ve bana “seni seviyorum,” diyor. Ben de ona “neden?” diye soruyorum. O da diyor ki “sadece doğru sokağı seçmen, seni sevmem için yeterli.” Sonra öpüşüyoruz tabii. İnsanlar alkışlamaya başlıyor. Biri geliyor ve “ben bu geminin kaptanıyım, sizi evlendirebilirim,” diyor. Ben de “evet” diyorum “binlerce kez evet.” Sonra evleniyoruz. Çocuklarımız oluyor, hepsi birbirinden güzel. Bunların hepsi o sokakta oluyor. Bulunmadığım her bir yer cennete dönüşüyor zihnimde. 


C


Hiç bilmediğim bir kafeye gidebilirim. Garsondan sanki görevi değilmiş gibi utana sıkıla kahve istiyorum. “Sizi çok yoracağını biliyorum ama sipariş vermekten alıkoyamıyorum kendimi, bir amerikano alabilir miyim?” diyorum. “Filtre kahvemizi de önerebilirim,” diyor. Bunu deme işte. Ben dakikalarca düşündüm ne içmek istediğimi. Aslında isteğim de belliydi. Ben amerikano içen biriyim. Ama yine düşündüm. Şimdi sen beni tekrardan bilinmezlerin içine soktun. Ayağa kalkıyorum. Garsonun gözlerinin içine bakıyorum ve “ben gidiyorum, kahve içmenin ihtimali bile bana yetti,” diyorum. “Otur,” diyor “saçmalama.” Oturuyorum. Önüme bir dergi koyuyor sonra kahvemi getirmek için uzaklaşıyor. Dergiyi okuyorum, çok beğeniyorum. Filtre kahvem geliyor. Onu da çok beğeniyorum. Garson tatlı da getiriyor, ben istemeden. Bayılıyorum. Tatlı bitiyor, hesap geliyor. Cüzdanımı çıkarıyorum. İçinden kartımı alıyor ve ödemeyi alıyor. Gidecek oluyor. “Gitme,” diyorum “sana ihtiyacım var.” Gidiyor. Kalmayacağını biliyorum ama yine de deniyorum. Arkasından “imlecim ol,” diye bağırıyorum. Herkes bana bakıyor, o bakmıyor. Çıkıyorum ve başka kafeye gidiyorum. 


D


Denize de bakabilirim. Gözlerim güneşin batışına dikilmişken derin bir nefes alıyorum. Bunu bir gereklilik gibi yerine getiriyorum. Zorluyorum kendimi. Dalgaların sesinden keyif almaya çalışıyorum. Yerden bir taş buluyor ve sektirmek amacıyla denize atıyorum. Dalgalı olduğu için sekmeyeceğini de biliyorum tabii. Taş denize giriyor, hiçbir etkisi olmuyor, nereye kadar gittiğini bile göremiyorum, umursamıyorum. “Bir çiçek alır mısın abim?” sorusunu duyuyorum, sesin geldiği yöne dönüyor ve “kime?” diye soruyorum. “Varsa sevdiceğine, yoksa kendine be güzel abim,” diyor canım ablam. “Denizde seker mi?” diye soruyorum. “Atarsan seker,” diyor. “Sekmezse para iadesi isterim, paramı alamazsam çok ağır beddua ederim.” Korkuyor benden. Gözlerini benden ayıramadan birkaç adım geriye gidiyor ve cesaretini toplayınca koşarak uzaklaşıyor. Sonra kayboluyor. Ben sadece denize bakarken bu anı hayal etmiş oluyorum. Hayallerimdeki büyüklüğün bile böyle aciz olması canımı sıkıyor. Derin bir nefes veriyorum, istemsiz.


E


        Yukarıdakilerden hiçbiri.


Cevap Anahtarı


        Mesai bitiyor. Beynim karıncalanıyor. Şıklar arasında gidip geliyorum. Hepsini çok seviyor, hepsinden nefret ediyorum. İhtimaller yenilerini doğuruyor, seçimler asla son bulmuyor ama ben yaşamaya devam ediyorum. Düşünüyorum, hiçbir yere varmayacağını bilerek. Yerimden bile kalkmıyorum. Sanırım saatlerce oturuyorum ve bir yerde uyuyakalıyorum. Onu da ben seçmiyorum. Vücudum bana dayatıyor. Rüyalar görüyor ve uyanıyorum. Önümde yeni günün yeni şıkları beliriyor. Çoktan seçmeli tekrardan başlıyor. 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dans Kulübü

Çay Doldururken Nerede Durmalıyım?

Kurban Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyiz?