Dans Kulübü

    Yaklaşık 3 aydır dans kursuna gidiyordum. Nereden estiğini tam anlamadığım bir şekilde salsayı tercih etmiştim. Hiçbir derse ve provaya aksatmadan gittim. Fena değildi, farklı bir aktiviteydi işte ama dün her şey bitti. Kurstan arkadaşlarla çekildiğimiz fotoğrafı kardeşime gösterdim. Kardeşim fotoğrafa uzunca baktı ve sadece benim olduğumu söyledi. Önce şaka yapıyor sandım. Güldüm. Şaka değilmiş. Dans kursundaki arkadaşlarım aslında yokmuş. Dans kursu da yokmuş. Ben kursa diye Moda’daki bir apartmanın altındaki boş dükkana gidip Hande Yener şarkılarıyla kendi kendime dans ediyormuşum. 

    Dünden beri kendime gelmeye çalışıyorum. Nasıl böyle bir yalanı yaşayabildim anlamış değilim. Oysa bazı ipuçları gözümün önündeydi. Kurstan hiçbir arkadaşımla instagramdan takipleşmemiştik, hiçbirini önceden tanıdığım biri görmemişti ve hiçbiri eylemlere gitmiyordu. Ne zaman eylem mevzusunu açsam konuyu bir şekilde dansa getirip kaçıyorlardı. Ben kayyum diyordum, onlarsa kukaraça. Eğer kardeşime fotoğrafı göstermemiş olsaydım belki hala o kurgu dünyanın içinde yaşamaya devam edecektim.


    Her ne kadar Hande Yener şarkılarıyla dans etmiş olsam da zihnimdeki derslerde yeni şeyler öğrendim ve hepsini denedim. Trabzonlu hocam gayet iyiydi. Her öğrenciye özen gösteriyordu ve hareketleri en ince detayına kadar anlatıyordu. Bugün baktım ve gösterdiği her hareket salsada var. Yani bunları ben uydurmamışım. Bunun üzerine düşündüm ve 4 ay önce evde hamsi tava yerken izlediğim Küba Öfkesi filminin beni çok etkilediğini hatırladım. Muhtemelen 3 aylık sürecin sebebi o film. 


    Hayali kursumdaki kimseyle anlaşamadım. Orta nokta bulmaya çalıştım ama kiminle sohbet etmeye çalışsam bambaşka şeylerden bahsediyordu. Biri risk analistiydi mesela. O ne ya? Şimdi ben onunla nasıl sohbet edebilirim ki? Analiz ettiği en büyük risk hangisiydi onu mu sorayım? Saçma sapan. Bilinçaltımda risk analistliğinin ne işi var onu da anlamadım.  Başka birine en sevdiği filmi sordum. Ben film izlemiyorum, dedi. Zihnim resmen benimle alay etmiş. O zaman film izlemeyen kişinin, benim oluşturduğum bir karakter olduğunu bilseydim yüzüne “ben izliyorum ulan, ben izlerken sen nasıl izlememiş olabilirsin, ben senim, sen de bensin” derdim. Ama o fırsatı kaçırdım. Artık hiçbirini göremiyorum. Kursta güzel bir kadın da yoktu bu arada. O güzel olmayan kadınların da hiçbiri benden hoşlanmadı. Benim dışımda herkes birbiriyle sevgili oldu. Hatta bir çift evlendi ve beni düğünlerine çağırmadılar. Ulan düğün benim kafamda yaşanıyor, beni nasıl çağırmıyorsunuz ya?


    Kursun gözdesi olmamam beni çok şaşırttı. Ne en iyi dans edendim, ne en yakışıklı, ne en komiktim, ne de en sevilen. Sıradan bir kursiyerdim sadece. Nasıl bilinçaltımın yarattığı kursun 1 numarası ben değilim? Kendi zihnimde bile başrol olamayacaksam yaşamamın bir anlamı var mı? Zihnim nerede? Kimi mutlu etmekle meşgul? Beni mutlu etmeye çalışmadığı kesin.


    Sanırım zaman geçirdiğim insanların hep aynı olması beni böyle bir hikâye kurgulamaya itti. Yalnızlığımı vasat bir şekilde gidermeye çalıştım ve onda bile başarılı olamadım ve kendi evrenimde bile yalnız kalmayı başardım. Görünen o ki sorunu başkalarında değil de kendimde aramalıyım ve ilk görüşte nefret ettiğim o lanet olasılara bir şans daha vermeliyim. Çünkü zihnimdeki insanlar hiç çekilecek dert değil. Aralarında bir Tyler Durden bile yoktu. Bir dakika ya, doğru, aralarında yoktu, benim Tyler Durdenım nerede? 



Bazı notlar: Yazı tamamen gerçek olaylara dayanmaktadır. Sadece kurstaki hanımefendiler ile ilgili kısım doğru değil. Ve kurstaki arkadaşlarım gayet tatlı insanlar. Muhtemelen hiçbiri bu yazıyı okumayacak ama yine belirtme ihtiyacı duydum. 


Ve sen gerçek olduğuna tamamıyla inandığım harika insan buraya kadar okuduğun için teşekkür ederim. İyi ki varsın. Eleştirilerine açığım. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çay Doldururken Nerede Durmalıyım?

Kurban Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyiz?