Kutsal Bir Savaşta Ölmenin Harikalıkları Üzerine

    Sorgulamak sanırım insanlığın başına gelmiş en büyük lanet. Devam etmekte olan düzene çomak sokmanın en ufak akla yatkın bir tarafı yok, tabii düşünmeyen için. Böyle söyleyince de akla yaktın çok doğru bir kullanım olmadı. Bir derede akan haşikio taneciği olmak diyorum aslında. Aklı, düşünmeyi falan boşverin. Savaşta ölmek mevzusu işte, ondan bahsediyorum. Hiç düşünmeden, kutsal bir amaç uğruna ölmekten. Vadedilen topraklara ulaşmaktan. Bir hayal aleminden. Bütün ütopyalar oluşmayacağının farkındadır. Amaç aslında o ütopyaya ulaşma fikridir sadece. Ama işte o fikir yeterli gelmez çoğu kişiye. O fikir yorucudur. Uğraş gerektirir. Çünkü ütopyaya ulaşmayı düşünürken insanın ütopyası sürekli değişir. İşte bu sebeple bir savaşta ölmek -neden olduğunu bilmediğin ama kutsal olduğuna inandığın o savaşta- harikadır. Çünkü düşünme gerektirmez. Düşünmek uçsuz bir çukurdur sadece, sonu yoktur. Ölmek ise bariz bir sondur. Tartışma dahi gerektirmez. Sonrasına dair bütün tartışmalar sadece varsayımlardan ibarettir. İnanın size bütün hayallerimden bahsedebilirim. Hepsi de inanılabilir. Sonuçta inanmak sorgulama gerektirmez her zaman. Bu sebeple bazı insanları doğruya yönlendirmeye çalışmak çok zordur, şuursuzca bağlanmak lütfunun içinde kaybolmuş olan o canlıları. Onları asla küçümsememek gerekir. Sonuçta bu yazı onlar sayesinde var olabilmiştir. O insanlar şeklinde yazdığıma da bakmayın lütfen. O insanlar; benim, sizsiniz ve onlar. Onlar her zaman benden ibarettir. Ama şunu da unutmamak gerekir elbet; onlar birbirlerini küçümser, hapseder ve öldürür. Çünkü kendinden olmayana gelemez. Her ne kadar herkes kendinden olsa dahi. 

    Kutsal bir savaşta ölmenin harikalıkları saymakla bitmez. Sonuçta bir şey bile çok farklı şekillerde ifade edilebilir. Ölmek mesela; yok olmaktır birçokları için ama biraz daha düşününce bir varoluş biçimi dahi olabilir. Hatta var oluşu değiştirmediği bile öne sürülebilir. Belki de mevcut varlığı büyüterek devam ettirme biçimidir. Bunların hepsini ihtimal diye adlandırmak yanlıştır aslında. Çünkü bunlar gerçektir. Gerçek ise hepimizin görmekten kaçındığı bir şey olabilir ancak. İşte bu sebeple de belki kutsal savaşta ölmek büyük bir hazdır. Gerçeği görmeyi reddedip illüzyonun içinde son nefesini vermek, bundan daha harika ne olabilir ki? Deştikçe çirkinleşecektir çünkü. Ona biraz daha bakarsınız o kadar da matah olmadığına kanaat getireceksinizdir. Düşünmek bu yüzden lanettir. Hiçbir şeyin güzel kalmasına müsade etmez. Ve hayat işte sırf bu sebeple sona ermez. Bir şekilde devam etmenin yolunu bulur. Güzele ulaşmak mümkün değildir. Ama bu, düşünmeyi reddedenleri kapsamaz. Onlar için hayat reddettikleri anda son bulur. İnanmak bir yok oluş biçimidir. Kutsal bir savaşta ölmek de yok oluşun en nadide eseri olur bu şekilde. İki belki de çok daha fazla yok oluşu bir araya getirdiği için. 

    Kutsal; lütfen aklınıza, görebileceğiniz, duyabileceğiniz, koklayabileceğiniz, tadabileceğiniz ve hissedebileceğiniz şeyleri getirmesin. İnsan ki herhangi bir şeyi kutsallaştırabilir. Ben o herhangi şeylerden bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim sadece bir adamın hayali. Kadının bile değil. İşin içine kadın girince düşünülmesi gerekiyor. Ben sadece adamların savaşından bahsediyorum. Sadece beden gücünden. Biraz dahi akılcı bakmak işin bütün kutsallığını yitiriyor bence. Kutsal diyince aklıma yağmalanan köyler, köleleştirilen kadınlar ve çocuklar geliyor. Başka şeyler gelmesin lütfen. Sadece uhrevi olan için yakıp yıkmak harika olan. Güzel olabilecek, hayatı devam ettirebilecek her şeyi yakıp yıkmak.

    Para ise hiç yokmuş gibi davranın. Onu az da olsa aklınıza getirmek bütün büyüyü bozar. Sadece olmayanın hayaline odaklanın. Size mantığın getirdiği her şeyden uzaklaşın. Sadece son paragrafımın üstünlüğü üzerine yoğunlaşın. Onun o erişilemez tatminini yakalamaya çalışın ve asla düşünmeyin, düşünmeye başlarsanız bütün hazzı kaçırırsınız.

    Kılıç sallamak ne kadar tatmin edici olurdu, karşı tarafın hislerini hiç umursamadan, öldürdüğün kişinin ailesini aklına getirmeden, kendi ailen sanki hiç yokmuşçasına, seni seven tek bir kişi dahi dünyaya gelmemişçesine, sanki insanın bir bebeği dünyaya getirmesinde hiç etkisi olmamışçasına, sadece savaş alanı varmışçasına kılıç sallamak, evren yokmuşçasına, bir anlamlandırma çabası olmadan, sadece kılıç sallamak ve bir okla, bir kılıçla veya bir mızrakla ölmek, ne kadar harika olurdu, dünyaya hiç gelmemiş gibi, atmosferin basıncını hiç üstünde hissetmemiş gibi ve son anda gökyüzüne bakarken güneşi, bulutları veya ayı ve yıldızları görmeyecekmiş gibi hepsi sanki bir tabloda varmış gibi sanki hiçbiri atomlardan oluşmuyormuş, hiçbirinin üzerine romanlar, şarkılar ve şiirler yazılmamış gibi boşluğun içinde kılıç sallamak ve ölmek ne kadar harika olurdu.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dans Kulübü

Çay Doldururken Nerede Durmalıyım?

Kurban Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyiz?